GALAT's profileGALATERRAPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
GALATERRA |
|||||||
|
August 03 ANADOLU'DA KELTLER : GALATLAR
F.TANSU SALMAN'IN GALATLAR İLE İLGİLİ ÇALIŞMASININ ÖNSÖZÜ : Tarih ile ilgili çalışma yapınca, olayların nasıl birbirine bağlı olduğu ve nasıl birbirini etkilediği anlaşılıyor. Böyle olmasına rağmen, tarihçiler bazı olaylara sanki o kadar önemli değilmiş gibi daha az yer vermekteler. Aynı zaman dilimi içinde geçen olayların bir kısmı zaman içinde çok daha sık söz edilip popülaritelerini arttırırken, bir kısmı ise, her nedense, önemsiz olmamalarına rağmen çok sönük kalıyor ve neredeyse tarih sayfalarından siliniveriyor. Belki bunda tarihçilerin olayları anlatmadaki seçicilikleri ve bazı olaylarda taraf tutmaları rol oynayabilir. Bu kitapta M.Ö. 4. yüz yıl sonu ve 3. yüz yıl başında Anadolu ve çevresinde geçen olaylara yer verilmiştir. O tarihlerde, belki de dünyanın en büyük imparatorluğu olan Büyük İskender İmparatorluğu çok kısa bir sürede büyüdü ve on sene gibi kısa bir süre içinde de çökmeye başladı. İskender’in ölümünden sonra ona en yakın olan generalleri ve sonra da oğulları koca imparatorluğu paylaşmak için savaştılar. Tarihe diadokhoi savaşları diye geçen ve 30 yıldan fazla süren bu savaşlardan sonra, İmparatorluğun çekirdeği Makedonya’yanın yanında daha başka yeni krallıklar kuruldu. Anadolu’da oluşan bu yeni düzeni çok iyi kullanan Romalılar kuvvetlendiler ve bir sonraki yüz yılda Anadolu’yu kendi imparatorluklarının bir eyaleti haline getirdiler. Bu dönemin Roma’sı ve Hellenlik dünyası tarihçiler tarafından çok iyi incelenip, onlar hakkında yığınla yazılar yazılırken, aynı dönemde yaşanan olaylara çok önemli etkileri olduğu bilinen Kelt dünyasından yeteri kadar söz edilmediği dikkati çekmektedir. Halbuki o dönemin Anadolu’sunda, Kelt kökenli Galatların o yeni ortaya çıkan krallıklarla çok yakın ilişkileri olmuştu. Belki de bunda Kelt toplumlarının içine kapanık yaşam biçiminin de rolü olmuş olabilir. Avrupa’da Galyalı, Anadolu’da Galat olarak adlandırılan Keltler, İskender’in halefleri arasındaki savaşları şok yakından takip ettiler ve Anadolu’ya geçiş için en iyi zamanı kolladılar. Son generalleri de öldükten sonra Makedonya ve Hellas’ı işgal ederek güçlerini gösterdiler ve M.Ö. 287 yılında boğazları geçtiler. Anadolu’daki krallıkların ve kolonilerin oluşmasında, gelişmelerinde ve yok olmalarında katkıları oldu. Anadolu halkının ana tanrıçası Kibele’nin koruyuculuğunu üstlendiler. Romalılarla da savaştılar; ama onlarla baş edemediler. Sonra Roma imparatorluğunun Anadolu’daki statu quo sunu koruyan bir bekçi durumuna getirildiler. Keltler ticaret ve iletişim işlerinde yazıyı kullanmalarına rağmen kendilerine özgü ezoterik öğretilerinde yazıyı kullanmamışlardı. Druid öğretisi yazıyla değil, inisiye olan gençlere zaman içinde sözlü olarak verilirdi. Yazının beyni tembelliğe alıştırdığına, ezberleyerek bilgilerin daha kolay ve daha etkili kazanılıp saklanabildiğine inandıkları söylenir. Bu nedenle kendi tarihlerini, örf ve adetlerini, anlatan Kelt kaynaklı yazılara çok rastlanmamıştır. Bu toplum ile ilgili elimizde olan veriler az da olsa, neredeyse tamamı Hellen ve Roma kökenli tarihçi, gezgin veya edebiyatçılar tarafından yazılmıştır. Bu nedenle olsa gerek, o dönemin Kelt toplulukları ile ilgili yazılar sadece az sayıda olmayıp taraflı olduğu izlenimini de uyandırmaktadır. O dönemin savaş ve çatışmalarla dolu dünyasında, Galyalılar ve Galatlar neredeyse her zaman diğer güçlerle savaş halindeydiler. Onların kendilerine has savaş yöntemleri düşmanlarına korku verirdi. Bu savaşlarla ilgili veriler Hellen ve Roma kaynaklı olunca, savaşçı bir kavim olan Keltler genellikle barbar, acımasız, yağma ve ganimet peşinde olan savaşçılar olarak tanımlanmıştır. Diğer savaşçıların da onlardan aşağı kalmayacak kadar kıyasıya dövüştüğü bir dönemde, Keltlerin bu şekilde tanımlanmaları onlara acaba haksızlık mı ediliyor sorusunu bende uyandırmıştır. Bu son yorumum doğru veya yanlış olabilir; ancak şu bellidir ki o devir Keltlerini kapsayan bilgiler, sadece tek tük arkeolojik bulgular ve Hellen-Roma tarihçilerinin yazdıkları ile sınırlıdır. Bu noktadan yola çıkarak bu kitapta, o devirde yaşananlar, o bildiğimiz anlatanların gözüyle değil de, o devrin Galyalı veya Galatların gözünden bakılarak yazılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle bu romanda yazılanlar diğer kaynaklardan farklıymış gibi algılanabilir. Bununla beraber, tarihi bir roman tarzında yazılan bu kitaptaki olaylar tamamen tarihsel verilere sadık kalınarak, saptırılmadan anlatılmaya çalışılmıştır. Ancak tarihte bilinmeyen olarak görülen ve özellikle Kelt toplumunu içine alan olaylarda, hayal unsuru kullanılarak, tarihçilerin boş bıraktığı yerler doldurulmaya çalışılmıştır. Hakkında yeterli bilgi olmayan bazı olaylar, tarihsel veriler yanında, mitolojik öykülere ve varsayımlara dayandırılarak, anlatım veya dialoglar şeklinde roman içinde çeşitli yerlere yerleştirilmiştir. Anlatılanların bazıları da olaylar arasına sadece bir kurgu olarak eklenmiştir. Bu nedenle, bu roman içinde anlatılanların bir kısmı tarihsel verilere dayanmadığından, başka çalışmalarda güvenilir bir kaynak olarak kullanılamayacağı bilinmelidir. Bu kitabı yazarken, o dönemi ve o dönemin insanlarını anlatan Livius, Diadoros, Plutarch, Cicero, Caesar, Strabon, Pausanias… gibi antik devir tarihçilerinin eserlerini, arkeoljik bulguları, sikkeleri ve yazıtları kaynakça olarak vermiş birçok kitap ve web sitesinden yararlandım. Bu çalışmayı yaparken, Anadolu topraklarında yaşamış ve tarihe önemli katkıları olduğuna inandığım Galatlar hakkında ülkemizde fazla bir çalışma yapılmamış olduğunu hayretle görmüş oldum. Galatlar hakkında Türkçe yazılmış sadece iki kitap, Mehmet Ali Kaya’nın “Anadolu’daki Galatlar ve Galatya Tarihi” ve Murat Arslan’ın “Galatlar”ı, yararlandığım en önemli iki kaynak olmuştur. Ayrıca Suzan Alberk tarafından 1979 yılında dilimize çevrilen Fernand Lequenne’nin kitabının bu konuda en önemli kaynak olduğunu belirtmek gerekir (Les Galates 1959). Bu kitabın amacı, Anadolu’ya kalıcı etkileri olduğuna inanılan, ancak tarih kitaplarında olması gerektiği kadar yer almayan olayları okuyucuya sunmak ve tarih okuma alışkanlığımızı geliştirmeye çalışmaktır. Sanırım okuyuculardan bazıları Anadolu’da yaşanmış bu olayları ilk defa duymuş olacak ve şaşıracaklardır. Umarım bu kitap bu konuda yapılan çalışmaların artmasına ve yeni kitapların yazılmasına vesile olur.
Tansu Salman Mart 2008 696. olimpiyat, 3.yıl; Cutios (rüzgar zamanı) March 28 Konuşulan konu GALATERRA
Alıntı GALATERRA
|
|||||||
|
|